Alıntı 1:

Balaban -1962 Yenilik Basımevi (yayına hazırlayan: Tanju Cılızoğlu), sayfa 25:

“Sekiz yaşındaki oğlum Hasan da üç yıldır resim çizmektedir. Oğlan benimkilerden alırken, ben de onunkilerden aktarmaya başladım.” Adeta benim ressamlığımın müjdesini daha o tarihte vermiştir Babam.  Elmira Zamanova da Ekim 1970 yılında Moskova’da yayınlanan ISKUSSTVO adlı Güzel Sanatlar dergisindeki “İbrahim Balabanın  Yağlıboya Tablolarında Halk Hayatı” adlı makalesine bu alıntıyı aynen koymuştur;  ve 2005 yılında Bakü’de yayınlanan TÜRK ESTETİKASI adlı kitabına da bu makeleyi almıştır.

 

 

 

 

 

Alıntı 2:

ŞAİR BABA VE DAMDAKİLER  – Balaban, Milliyet Yayınları 1995, sayfa 347-349:

“- Günlerden bir gün yabancı radyolardan biri, Türkçe sesleniyordu…… akrabalardan Niyazi, sese kulak verdi: Türkiye’de birinden bahsediyordu radyo….. Suçsuz yere damlarda yattığını söylüyordu; Seçköy’de birinden de bahsediyordu radyo. Niyazi birden toparlandı: “Yahu bu, İbram Ali ağabeyim!” Hoplayıp ayağa kalktı. Can kulağıyla dinledi radyoyu: – Sayın dinleyiciler! Bu program, bu akşam saat…da tekrar yayınlanacaktır.

Niyazi radyoyu kapar kapamaz, İbram Ali’nin anasına, karısına, ninesine ve tüm akrabalarına haber verdi. Konu komşu kim duyduysa, dost olup düşman olmayan, Niyazi’nin evine doluştu… Niyazi ikide bir satına bakıyordu çalımlı bir eda ile. Saati dakikası gelince, gururla açtı radyoyu… Dinleyiciler, diz çöküp oturmuşlardı mevlüt dinler gibi. Tüm gözler radyoda, tüm kulaklar seste…Radyo söyledikçe, ağlayanlar oluyordu: Nerden öğrenmişti bu kadar havadisi! Seçköy nere, orası nere?

Gözler radyoda, kulaklar seste: -Sayın dinleyiciler! Şimdi Şair Baba sizlere, İbram Ali’nin bir tablosu için yazdığı şiirini okuyacak!

Gözler radyoda, kulaklar seste.

Nazım Hikmetin sesi: -Balaban’ın Bahar Tablosu Üstüne

İşte seyreyle gözüm, hünerini Balaban’ın.

İşte şafak vakti Mayıs ayındayız.

……………………………………………

……………………………………………

……………………………………………

İşte sürülen toprak.

İşte insan:

Dağın taşın, kurdun kuşun efendisi.

İşte çarıkları, işte poturunda yamalar.

İşte karasaban.

İşte sağrılarında kederli korkunç oyuklarıyla öküzleri.

On yıl mapusta yattı ama, kaybetmedi umudunu Balaban.

İşte Seçköy’ünden Ali’nin kızı geliyor al atlarıyla tarlaya.

Şair Baba şiirini okuyup bitirdiği halde, dinleyenler hala oraya bakıyorlardı.

Aşe Ana eliyle radyoyu göstererek: “İşte onu ben doğurdum!” dedi titrek bir sesle; kocaman ela gözlerinden yaşlar boşanıyordu.

İbram Ali’nin karısı Güllü, yerde emeklemeye çalışan Hasan Nazım’ı tutup yukarı kaldırdı:

“İşte bunu da ben doğurdum! Bu da, oğlunun oğlu ninesi.”

“Çok şükür kızım, çok şükür!… Büyüsünde babasının yerini tutsun.” ”

Alıntı 3:

Hasan Nazım Balaban Resmi  – MEHMET KIYAT  (Şair- Galerici)

Bir devinim, bir coşku resmidir Hasan Nazım Balaban’ın çalışmaları… Gelecek günlere bir yazıt, bir belgedir. Bizleri hep düşündüren, yarınları kurmamızda bilinç, duygu ve özgürlük isteği uyandıran resimleriyle; rehberlik, Önderlik görevini de yerine getirmektedir. Kendine özgü ve plastik değerlerle renkleri göz ardı etmeden değişik bir anlatım biçimini seçen Hasan Nazım Balaban, somut içeriğe bağlı kalarak ürettiği resimlerinde, babasının çağdaş toplumsal çizgisini sürdürmekte, uyum ve estetik kurallar içinde yorumlarını tuvaline aktarmaktadır. Resim ortamında büyümesi; resimsel sorunları çözmede zorluk çekmediğini, her çalışmasında göstermekte, yaşadığı gerilim ve gerçeklerle birikmiş duygularını tüm ayrıntılarla resimlerine aktarmaktadır. Babası İbrahim Balaban gibi, nesne de her zaman önemlidir sanatçı için. Çağın duyarlıklarına yeni duyarlıklar katmak için Hasan Nazım Balaban’ın çağdaş toplumasl tepkisini her yapıtında görmek olasıdır. Tek düze bir anlatıma düşmeden, tutkulu bir coşkuyla resimler yapan sanatçı, sezgisel bir duyarlılıkla resmini her gün biraz daha zenginleştirmektedir.